MuhammedEsed. HÛD 11:115 - Ve sabret, sonuna kadar dayan: çünkü Allah iyilik yapanların hak ettiği karşılığı hiçbir şekilde zayi etmez! Ve sabret, sonuna kadar dayan: çünkü Allah iyilik yapanların hak ettiği karşılığı hiçbir şekilde zayi etmez! Kuranı Kerimi anlamak, ona göre yaşayabilmek, işte bütün mesele bu. Hûd suresi 115. âyet Ali Ünal meali: Ve (daima iyilik yapmada, muhtemel hatalardan kaçınmada, bir de Allah yolunda maruz kaldığın musibetlere ve zamana karşı) sabret. Hud Suresi / Ayet-115: Vasbir fe innallâhe lâ yudîu ecrel muhsinîn(muhsinîne). Meali: Ve sabret, muhakkak ki Allah, muhsinlerin ecrini zayi etmez. Hud Suresi / Ayet- 116: Fe lev lâ kâne minel kurûni min kablikum ûlû bakıyyetin yenhevne anil fesâdi fil ardı illâ kalîlen mimmen enceynâ minhum, vettebeallezîne zalemû mâ utrifû Hud Süresi 114-115.Ayet Tefsiri: Gündüzün iki tarafından maksat, sabah ve akşam vakitleri olmalıdır; zülef ise bir noktaya yakın taraflar anlamına gelir. Buna göre gecenin akşam vaktine yakın tarafından maksat yatsı namazı, sabaha yakın tarafından maksat sabah namazı olmalıdır. Bilinencismani kuvvetinizi, henüz tanımadığınız manevi kuvvetle ikiye katlasın, kat kat arttırsın. Ve mücrim mücrim yüz çevirmeyin. Yani günahlarınızda ısrar ederek, bu güzel öğütleri dinlemekten yüz çevirmeyin, dinlememezlik etmeyin. Görülüyor ki, Hz. Hud’un bu tebliğatı, bu sûrenin başındaki ilkelerdir. SLDAL. Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Vemâ kânaAllâhu liyudille kavmen ba’de iż hedâhum hattâ yubeyyine lehum mâ yettekûnec innaAllâhe bikulli şey-in alîmunAllah, bir topluluğu doğru yola sevkettikten sonra sakınacakları şeyleri apaçık bildirinceye dek tekrar onları sapıklığa terketmez. Şüphe yok ki Allah, her şeyi bilir. Allah, bir kavme hidayet ettikten sonra, bir elçi ve kitap gönderip nelerden sakınacaklarını kendilerine açıklamadıkça ve buna rağmen inkâra ve isyana kalkışılmadıkça onları sapkınlığa terk edecek ve cezalarını verecek değildir. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla doğru yola ilettikten sonra, ne gibi şeylerden sakınmaları gerektiğini bir topluma açıklamadıkça, onları doğru yoldan saptıracak değildir. Gerçek şu ki, Allah herşeyi aslıyla ve bütünüyle bir kavme doğru yolu gösterdikten sonra, nelerden arınıp, nelerden korunacaklarını, hangi emirleri yerine getireceklerini, kime sığınacaklarını, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak nasıl şahsiyetli davranacaklarını, dinî ve sosyal görevlerinin nasıl bilincinde olacaklarını iyice açıklamadan onları başlarına buyruk hale getirecek, hak yoldan uzaklaşmalarına, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercihlerine imkân tanıyacak bir sebep yaratmaz. Her şey Allah'ın ilmi, iradesi, planı dahilinde bir topluluğu doğru yola eriştirdikten sonra sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadan onları sapıklığa düşürmez. Muhakkak Allah her şeyi topluluğa Allah, hidayet verdikten sonra, korkup-sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar, onları sapıklığa sürükleyecek değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi bir kavmi hidâyete İslâma ulaştırdıktan sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine açıklamadıkça, onları sapıklıkla sorumlu tutacak değildir. Muhakkak ki, Allah her şeyi kemâliyle bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken yasaları onlara açıklamadıkça, onları saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi çok iyi bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir. Allah, her şeyi şeyi belli etmedikçe doğru yola ilettiği ulusu Allah saptırmaz, Allah bilir her şeyiAllah bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, nelerden sakınacaklarını açıkça belirtmedikçe günahları yüzünden onları sapıklığa düşürmez sorumlu tutmaz. Hiç kuşkusuz Allah her şeyi hakkıyla tarîk-i hidâyete sevk itdiği bir kavmi neden nehy olundığını beyân itmedikce muâhaze itmez. Allâh her şeyi bir milleti doğru yola eriştirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça, sapıklığa düşürmez. Allah şüphesiz her şeyi yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe, Allah bir toplumu saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar onları saptıracak değildir. Allah her şeyi çok iyi bilendir. Bu âyette, müşriklerin affı için dua etmenin yasak olduğu bildirilmeden önce, bunu yapanların ve haram olan şeyleri, yasak emri gelmeden önce yapmış ... Devamı..ALLAH bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri bildirmeden, onları sapıklığa mahkum edecek değildir. ALLAH her şeyi bir kavmi hidayete erdirdikten sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine iyice açıklamadıkça dalalete düşürmez. Gerçek şu ki, Allah her şeyi bir kavmi hidayete çıkardıktan sonra nelerden sakınacaklarını kendilerine beyan etmedikçe onları dalâle düşürmek ıhtimali yoktur, hakikat, Allah her şeye alîmdirAllah, bir kavmi doğru yola ilettikten sonra, sakınıp korunacakları şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları sapıtmış Allah, Her Şeyi En İyi Bu ve buna benzer daha birçok ayetten de anlaşılmaktadır ki, vahyin hitabıyla doğrudan muhatap olmamış olanlar, vahiyden habersiz olanlar, ondan so... Devamı..Allah bir kavme hidâyet etdikden sonra sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirinceye kadar onları n sapıklığına hükm edecek değildir. Şüphesiz ki Allah her şey'i hakkıyle ise bir kavmi, kendilerini hidâyete erdirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça dalâlete düşürecek değildir. Muhakkak ki Allah, herşeyi hakkıyla bir topluma doğru yolu gösterdikten sonra, onların açıkça sakınıp korunmaları gereken şeyleri bildirmedikçe, asla o toplumu saptırmaz. Şüphesiz ki Allah her şeyi bir ulusu doğru yola ilettikten sonra sakınmaları gerekli olan nesneleri açıktan açığa bildirmedikçe onu yoldan çıkarmaz. Çünkü Allah her nesneyi bir kavmi, doğru yola götürdükten sonra onlara sakınacakları şeyi belli etmedikçe yoldan çıkarmaz. Çünkü Allah her şeyi hakkıyle bir kavmi doğru yola ilettikten sonra, korunup sakınacakları [yettekûn] şeyleri kendilerine açıklamadan onları saptıracak değildir. Muhakkak ki Allah her şeyi en iyi hidayete erdirdikten sonra sakınacakları şeyleri kendilerine açıklamadıkça bir topluluğu sapıklığa düşürmez. Allah şüphesiz her şeyi bir topluma doğru yolu gösterdikten sonra,hangi davranışların haram olduğunu ve nelerden sakınmaları gerektiğini kendilerine açıkça bildirmedikçe, onları yoldan saptılar diye cezalandıracak değildir. Hiç kuşkusuz Allah, her şeyien ince ayrıntısıyla bir kavmi hidayete eriştirdikten sonra sakınıp korunacakları şeyleri açıklamadıkça onları saptıracak değildi. Allah, her şeyi hidayet nasibettiği bir toplumu, tekrar şaşırtacaksa sakınmaları gereken şeyleri göstermeden bunu yapmaz. Çünkü Allah, her şeyi tüm ayrıntısıyla yola ilettikten sonra insanlara uyacakları yasaları açıkça bildirmedikçe, Rabbiniz bir toplumun sapıklığına hükmetmez. Onun için Rabbiniz ayetleriyle insanların sorumlu tutulacağı yasaları gönderir. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr eder, yasalarına karşı çıkarsa; onlar doğru yoldan sapmışlardır. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir. Allah doğru yola ulaştırdıktan sonra, [takvâ]lı duyarlı olacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar hiçbir topluluğu sapkın kabul edecek değildir. [*] Şüphesiz ki Allah her şeyi ayet söyle de tercüme edilebilir “Doğru yola ulaştırdıktan sonra, korunacakları sorumlu ve duyarlı davranacakları şeyleri kendilerine açıklayınc... Devamı..Allah bir toplumu dosdoğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine iyice açıklamadıkça, asla sapıklığa düşürmez ve Allah, her şeyi hakkıyla Allah bir topluluğu -onlara doğru yolu gösterdikten sonra bile- sakınıp gözetecekleri şeyler konusunda kendilerini [bütünüyle] aydınlatmadan asla sapıklıkla suçlamaz. ¹⁵⁰ Gerçek şu ki, Allah her şeyi aslıyla ve bütünüyle bilir. ¹⁵¹150 Lafzen, “... suçlamak Allah’a yakışmaz/yaraşmaz” -yani, “bir toplumu doğru yola ulaştırdıktan sonra onları sapıklığa düşürmek”, Allah’ın mutlak ve... Devamı..Hem Allah, bir topluma doğru yolunu gösterdikten sonra, sakınılması gereken şeyleri açıklamadan, onları dalalette saymaz Allah, her şeyi bilendir. 6/130- 131, 17/15, 28/59Hem Allah hiçbir topluluğu, -akıl, fıtrat ve irade ile doğru yolu gösterdikten sonra bile- korunup sakınacakları şeyleri kendilerine bütünüyle açıklamadıktan sonra, sapıklığı onlara akıbet kılmaz. Elbette her şeyi bilen sadece Allah’ Teâlâ bir kavme hidâyet ettikten sonra onlara sakınacakları herşeyi açıkça bildirmedikçe, onları dalâlete düşürecek değildir. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ her şeyi tamamıyla bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine bildirmedikçe, onları dalâlete sürüklemez. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir. Bu âyet, müşrikler için af dilemenin yasaklığı bildirilmeden önce bunu yapanların ve haram kılınmadan önce haramları işleyenlerin sorumlu olmayacaklar... Devamı..Allah, bir kavmi doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir. Allah herşeyi Te'âlâ bir kavmi hidâyet buyurdukdan sonra, sakınmaları îcâb iden şeyleri onlara bildirmedikce dalâletle emâte idüb mes'ûl itmez. Allâh her şeyi bilir. [²] [2] Uzak memleket halkından bir cemâ'at Rasûl-ü Ekrem efendimizin nezdine gelerek İslâm oldılar. O sırada şarâb harâm değildi ve kıble henüz Ka'be'ye ... Devamı..Allah bir topluluğu yola gelmiş saydıktan sonra sakınmaları gereken şeyi açıkça bildirmedikçe onları yoldan çıkmış saymaz. Allah her şeyi bir topluma hidayet verdikten sonra, onlara sakınılmaları gereken şeyleri açıklamadan, onları sapıklıkta bırakmaz. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bir topluluğa hidayet verdikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine iyice açıklamadan onların sapıklığına hükmetmez. Muhakkak ki Allah herşeyi bir topluluğa kılavuzluk ettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine ayan-beyan bildirinceye kadar, onların sapıklığına hükmetmez. Allah her şeyi hakkıyla olmadı Tañrı kim azdura bir ķavmı andan śoñra kim ŧoġru yol gösterdi anlara tā bellü eyleye anlara anlar śaķınalar. bayıķ Tañrı her nesneyi Tañrı Taālā bir ḳavmi azdurmaz anlara hidāyet virdükden ṣoñra,beyān eylemeyince anlara ḥarām nesneleri ki andan ṣaḳınalar. Tañrı Taālābarça nesneyi bir tayfanı doğru yola yönəltdikdən sonra qorxub çəkinməli olduqları şeyləri özlərinə bildirmədən onları haqq yolundan sapdırmaz! Həqiqətən, Allah hər şeyi olduğu kimi, layiqincə biləndir!It was never Allah's part that he should send a folk astray after He had guided them until He had made clear unto them what they should avoid. Lo! Allah is Aware of all Allah will not mislead1367 a people after He hath guided them, in order that He may make clear to them what to fear and avoid- for Allah hath knowledge of all Allah's clear commands are given, so that Believers may not be misled by their human frailty into unbecoming conduct. Hakkında Hûd sûresi Mekke’de inmiştir. 123 âyettir. İsmini, 50-60. âyetler arasında kıssası anlatılan Hûd almıştır. Mushaf tertîbine göre 11, nüzûl sırasına göre 52. sûredir. Nuzül Mushaftaki sıralamada on birinci, iniş sırasına göre elli ikinci sûredir. Yûnus sûresinden sonra, Yûsuf sûresinden önce Mekke döneminin son bir yılı içinde nâzil olmuştur. 12, 17 ve 114. âyetlerinin Medine’de indiği yolundaki görüş müfessirlerin çoğunluğunca kabul edilmemiştir İbn Âşûr, XI, 311; Reşîd Rızâ, XII, 2; Ateş, IV, 291. Konusu Hûd sûresinde itikat konuları, özellikle Allah’ın varlığı, birliği, peygamberlik gerçeği ve bunun önceki toplumlardaki tezâhürü ele alınmaktadır. Bunu misallendirmek üzere Hz. Hûd, Hz. Sâlih, Hz. İbrâhim, Hz. Lût, Hz. Şuayb ve Hz. Mûsâ gibi peygam­berlerin kıssaları, Yûnus sûresine göre daha geniş bir çerçevede anlatılmaktadır. Bu misallerden hareketle Kur’an’ın mûcize oluşu, öldükten sonra diriliş, hesap ve âhiret hayatıyla alakalı mevzulara dikkat çekilmektedir. Fazileti Allah Resûlü Hûd sûresinin fazileti hakkında şöyle buyurur “Cuma günü Hûd sûresini okuyun.” Dârimî, Fezailü’l-Kur’an 17 Yine Efendimiz sûresi ve Vâkıa, Hâkka, Mürselât, Nebe’ ve Tekvîr gibi kardeşleri beni ihtiyar­lattı” Tirmizî, Tefsir 57/3297 beyânıyla da sûrenin muhtevasının önemine ve bildirdiği sorumlulukların ağırlığına dikkat çeker. Çünkü bu sûrelerde fevkalade tesirli bir üslûp­la önceki peygamberlerin tevhid mücadelesinden kesitler sunulmakta, kalpleri derinden sarsan kıyamet sahneleri tasvir edilmektedir. Hud Süresi 1-3 Arası ayetlerin Meali ve TefsiriHud Süresi 1-3 Ayetin Meali Elif-Lam-Ra. Bu hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından ayetleri sağlam kılınmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır. Buyurmuştur ki Allah’tan başkasına tapmayın. Onlara şöyle de Şüphe yok ki ben de O’nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra da tövbe edin. Allah da sizi belirlenmiş bir vakte kadar dünya nimetlerinden güzelce yararlandırsın, fazlasını yapan herkese de iyiliğinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin başınıza gelecek o dehşetli günün azabından korkarımHud Süresi 1-3 Ayetin Tefsiri İlk ayette kitapta açıklanmış olduğu haber verilen konuların bu ayetlerde yüce Allah’ın emriyle Hz Peygamber tarafından insanlığa tebliğ edilmiş olduğu göre Hz Peygamber herhangi bir insan olarak değil, Allah tarafından gönderilmiş uyarıcı ve müjdeleyici bir peygamber olarak insanlığı Allah’tan başkasına kulluk etmemeye çağırmış, Allah’a itaat edenlerin cennete gireceğini müjdelemiş, isyan edenlerin de cezalandırılacağını haber vermiş,insanlığa, tövbe edip Allah’a yönelmelerini, O’na sığınıp lütuf ve bağışlanmasını dilemelerini tavsiye etmiştir.“Belirlenmiş bir vakit” diye tercüme ettiğimiz ecel-i müsemma’dan maksat ömrün sonudur eceli müsemma hakkında geniş bilgi için bkz En’am 2”Allah’ın tövbe edip kendisine yönelen insanları belirlenmiş bir vakte kadar dünya nimetlerinden güzelce yararlandırması iki türlü yorumlanmıştır ki;a-► Tövbe edip Allah’a yönelen kimse Allah sevgisi ve O’na ibadetle meşgul olduğu için engin bir manevi zevke ulaşır. Allah’a dayanıp güvendiği için huzuru, mutluluğu artar; maddi bakımdan sıkıntıları olsa dahi manen müreffeh ve mutlu olur. Allah’tan gelen kahrı da lütfu da hoş karşılar; böylece hayatı yüce Allah Nahl süresinin 97. ayetinde salih amel işleyen erkek olsun, kadın olsun müminlere güzel bir hayat yaşatacağını vaat etmektedir. Bu tür bireylerin oluşturduğu aile de toplum da mutlu karşılık inkar ve isyan içerisinde olan kimse hayattan güzel bir şekilde yararlanamaz, maddi bakımdan dünya nimetleri içerisinde yüzse dahi manevi bakımdan huzur ve sükun bulamaz, böylelerinden oluşan bir toplumda faziletin yerini rezalet alır, erdemli kimseler takdir edilmez, ahlak ve faziletten yoksun kimseler öne çıkar, inançsızlık onları daima huzursuzluğa ve mutsuzluğa İnsanlar tövbe edip Allah’a yöneldikleri takdirde Allah onları ömürlerinin sonuna kadar bolluk ve bereket içinde, müreffeh bir şekilde yaşatacaktır. Ayetin zahirinden böyle bir mananın çıkarılması mümkün olmakla birlikte realitede yüce Allah, inanan ve doğru bir çizgi izleyen herkese her zaman dünyevi mutluluk ve maddi refah nasip etmediğine göre burada maksat bireysel değil. Allah’ın iradesine uygun ve gerçek anlamda Allah’a yönelenlerin oluşturduğu toplumun refahı “fazlası” diye tercüme ettiğimiz fadl kavramı Allah için kullanıldığında lüfut, kerem, inayet’ anlamlarına gelir ; insanlar için kullanıldığında ise ziyade, çok,erdem, üstünlük, seçkinlik’ anlamlarını ifade etmektedir. Ayette, şirkten vazgeçerek tövbe edip Allah’a çokça itaat eden, erdemliğe ulaşan herkese yaptığı iyi amellerin karşılığını hem dünyada hem de ahirette verileceği Süresi 9-11 Ayetin Meali Eğer insana tarafımızdan bir nimet tattırır da sonra ondan çekip alırsan tamamen ümitsizliğe düşer, nankörleşir. Eğer başına gelen bir sıkıntıdan sonra ona bir nimet tattırsak, elbette Kötü durumlar benden uzaklaştı’ der. Artık o şımarır, böbürlenir durur. Ancak sabredip iyi işler yapanlar böyle değildir. İşte onlar için bir bağış ve büyük bir mükafat İlk iki ayette genel olarak insan türünün doğal yapısının bencilliğine ve sıkıntılar karşısındaki dayanıksızlığına; 11. ayette ise sabır erdemi kazanmış ve güzel işler yapmayı ilke haline getirmiş insanların bu doğal kusurlarını düzeltmeyi başardıklarına dikkat Kerim’de hayatta karşılaşılan bütün zorluklara rağmen insanın, işlediği günahlar ne kadar çok ve ne kadar büyük olursa olsun, ümitsizlik ve karamsarlığa düşmemesi telkin edilmektedir. Çünkü Allah’ın gücü her şeyin üstünde, acıması ve yardımı da sonsuzdur. Buna göre ümitsizlik ve karamsarlık, ancak Allah’a iman ve güveni olmayan insanlar için söz konusudur.Nankör’ diye tercüme ettiğimiz kefür kelimesi küfr kökünden türemiş olup verdiği nimetlerden dolayı Allah’a minnettarlık duymayan, O’na inanmayan, O’na karşı kulluk ve şükran borcunu yerine getirmeyen, hamd ve sena da bulunmayan, çok nankör ve çok inkarcı kimseyi ifade eden Kur’an-i bir Teala burada olduğu gibi başka ayetlerde de çeşitli nimetlere nankör oldukları halde şükretmeyip nankörlük eden kullarını kınamış, şükredenler için nimetini artıracağını, nankörlük edenler için de şiddetli azap hazırlamış olduğunu haber vermiştir. Kula yakışan, Allah’ın azabından korktuğu için değil, verdiği nimetten dolayı O’na şükretmek ve kulluk görevini yerine ayette insanın bir başka özelliğine dikkat çekilmekte, başına gelen sıkıntıların yok olması, sonra da nimetlere mazhar olması karşısında göstereceği şımarıklık ve hafifliklere insan hasta iken sağlığa, fakir iken zenginliğe, zelil iken azizliğe kavuştuğunda kendisini bu sıkıntılardan kurtarıp nimetlere kavuşturan yüce Allah’a şükretmesi gerekirken, artık sıkıntıların bittiğini, bir daha sıkıntılarla karşılaşmayacağını sanarak olarak insan kendisini yaratan kudret tarafından bazan varlık ve huzurlu bazan yokluk ve sıkıntıyla imtihan edilmektedir. İnsanın her iki halde de Cenab-ı Allah’ın hikmet ve iradesinin tecelli ettiğini, darlığın, bolluğun, hatta hayatın ve ölümün birer imtihan vesilesi olduğunu düşünüp darlığa sabretmesi, bolluğa şükretmesi nimetin artmasına, nankörlük ise azalmasına sebep 11. ayette sıkıntılı hallerde ümitsizliğe kapılmayıp sabreden, bollukta ise şükreden, yani nimetin hakkını verip amel işleyenlerin bağışlanacakları ve kendilerine büyük bir mükafat verileceği Dağının Konumu Güneydoğu Anadolu bölgesinde Türkiye-Irak sınırına 15 km uzaklıkta, Dicle ırmağının kıyısında bulunan Cizre’nin 32 km kuzeydoğusunda, Şırnak il merkezine 17 km Süresi 114-115 Ayetin Meali Gündüzün iki tarafında, gecenin de gündüze yakın saatlerinde namaz kıl. Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri yok eder. İşte bu, öğüt almak isteyenler için bir hatırlatmadır. Sabret! Allah güzel davrananların mükafatını zayi Süresi 114-115 Ayetin Tefsiri Namaz vakitlerini ve şeklini mütevatir sünnet namazların vakitleri şöyledirSabah Namazının Vakti Tan yerinin ağarmasıyla başlar, güneş doğuncaya kadar devam Namazının Vakti Gün ortasından hemen sonra başlar, eşyanın gölgesi kendisinin bir veya iki misli oluncaya kadar Namazının Vakti Öğle vaktinin sona erdiği andan başlar, güneş batıncaya kadar devam Namazının Vakti Güneş batınca başlar, batı tarafındaki kırmızı veya beyaz şafak kayboluncaya kadar devam ederYatsı Namazının Vakti Şafak kaybolduktan sonra başlar, tan yeri ağarıncaya kadar devam eder ;Vitir Namazının Vakti Yatsı ile aynı olup yatsı namazını müteakip kılınırCehennemi İnsanlar ve Cinlerle Dolduracağım AyetiHud Süresi 118-119 Ayet Rabbin dileseydi insanları elbette tek bir ümmet yapardı. Fakat, Rabbinin esirgedikleri müstesna, hep ihtilaf içinde olacaklardır. Allah onları buna uygun yarattı. Rabbinin Andolsun ki cehennemi hem insanlar hem de cinlerle dolduracağım’ sözü yerini bulmuş İnanç, düşünce, tercih farkı insanın fıtratına, yaratılıştan gelen nitelik ve özelliklerine bağlıdır. Bu fark kültür ve marifet zenginliğini, toplumun çeşitli ihtiyaçlarının karşılanmasını arada farklı inanç gruplarının ümmetler oluşmasına da sebep olmuştur. İnsanoğlu bu niteliklerden yoksun yaratılsaydı, doğru ile eğri arasında seçim yapma ve hayatına ahlaki bir anlam, manevi bir boyun kazandırma imkanı veren serbest irade ve seçme özgürlüğünden de yoksun onu diğer canlılardan ayıran bu niteliklerdir. Allah insanoğlunu seçme ve tercih etme yetenekleriyle donatılmış olarak yaratmış, cennet ve cehennemin yollarını açık ancak özgür iradesiyle tercihine ve bu yöndeki gayretine göre bunlardan birine girmeye hak kazanacaktır. Allah’ın verdiği akıl nimetini iyi kullanan ve O’nun merhameti gereği lütfeip gösterdiği doğru yolu tanımayan, nefsine ve şeytana uyup eğri yolu tercih eden ve bu yolda ısrar edenlerse cehenneme gireceklerdir. İşte 119. ayette ”Andolsun ki cehennemi hem insanlar hem de cinlerle dolduracağım’ mealindeki cümlede kastedilenler Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları / Kur’an Yolu / C3 / bkz 144-207 Bakara Süresi 115. ayet Meali Doğu da Allah’ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü Zatı oradadır. Şüphesiz Allah ın rahmeti ve nimeti geniştir, O her şeyi Süresi 115. ayet Tefsiri Allahu A’lem, bu Allah’ın Mekke’den çıkartılan, mescidlerinden ve namazgahlarından ayrılan Resulüllah ve ashabına Allah’ın bir tesellisidir. Resulüllah Mekke’de iken Kabe, gözünün önünde olduğu halde Beyt-i Makdis’e yönelerek namaz gelince on altı veya on yedi ay Beyt-i Makdise yöneltildi. Daha sonra Allah onu Kabe’ye yöneltti. Bu yüzden Allah Doğu da Allah’ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü Zatı oradadır’ b. Ebi Talha, İbn Abbas’dan şöyle nakleder Kur’an da ilk nesih kıble konusunda olmuştur. Zira Resulüllah Medine’ye hicret ettiğinde Allah ona Beyt-i Makdis’e yönelerek namaz kılmasını emretti. Medine sakinlerinden Yahudiler buna sevindiler. Resulüllah on küsür ay boyunca oraya yönelerek namaz kıldı. Ancak Resulüllah s..v, İbrahim’in kıblesini arzuluyor, onun için dua ediyor ve göğe bakarak haber üzerine Allah Ey Muhammed! Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu yücelerden haber beklediğini görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Ey Müslümanlar! Siz de nerede olursanız olun, namazda yüzlerinizi o tarafa çevirin… Bakara 144’ ayetini nazil üzerine Yahudiler şüpheye düşerek Yönelmekte oldukları kıblesinden onları çeviren nedir?’ deyince, bu defa da Allah Doğu da Allah’ındır, batı da. Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü Zatı oradadır’ ayetini nazil der ki Bu ayet kıbleyi öğrenme imkanları olmadığından, tespit edemeyip farklı yönlere yönelerek namaz kılan bir topluluk halinde inmiştir. Allah bu ayetle onlara Doğular da batılar da benimdir. Siz yönünüzü ne tarafa çevirirseniz yüzüm orada olup sizin kıbleniz de o taraftır’ demek istemiş ve onlara namazlarının geçerli olduğunu İbn Kesir / İbn Kesir Tefsiri Tefsiru’l Kur’an’il Azim / C 1 / bkz 499-502 Bu paylaşımımızda siz kıymetli okurlarımız için Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı bilgiler sunmaya çalıştık. Kuran Meali ve Tefsiri başlıklı konumuzu dikkatli okumanızı öneririz. Yazımızın detayın Kuran Meali ve Tefsiri ile alakalı geniş bir şekilde bilgilere sahip olacaksınız. Hûd Suresi 115. ayeti ne anlatıyor? Hûd Suresi 115. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri… Hûd Suresi 115. Ayetinin Arapçası وَاصْبِرْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يُض۪يعُ اَجْرَ الْمُحْسِن۪ينَ Hûd Suresi 115. Ayetinin Meali Anlamı Sabret; çünkü Allah iyi davranan ve işini güzel yapanların ecrini zâyi etmez. Hûd Suresi 115. Ayetinin Tefsiri Burada bir günde edâ edilmesi farz olan beş vakit namaza manasına gelmektedir. “Gündüzün iki tarafı”ndan maksat, öğle ve ikindi namazları; “gecenin gündüze yakın saatleri”nden maksat ise akşam, yatsı ve sabah namazlarıdır. Çünkü اَلزُّلَفُ zülef kelimesi, vakit ve yakınlık mânasına gelen “zülfe” kelimesinin çoğuludur. Arapça da çoğul ise en az üçtür. Buna göre sabah namazı gün doğmasına yakın, akşam ve yatsı namazları ise güneşin batmasına yakın saatlerde kılınmakla bu üçlüyü ifade ederler. Namazların bildiğimiz beş vakitte kılınması, bunun gibi başka âyetlerle bk. İsrâ 17/78; Tâhâ 20/130, hadis-i şeriflerle ve ümmetin icmaıyla sabittir. Âyetin “Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri giderir” Hûd 11/114 bölümünde sözü edilen “iyilikler”den maksat, sözün geliminden de anlaşılacağı üzere ilk kez beş vakit namazdır. Yani her namaz bir “hasene iyilik”, beş vakit namaz ise “hasenât iyilikler”dir. İyiliklere devam edildikçe kötülükler silinir gider. Buna göre beş vakit namaza devam ettikçe, arada beşeriyet icabı işlenen bazı kötülükler de kaybolur. Resûlullah şöyle buyurmuştur “Büyük günahlardan uzak durulduğu takdirde, bir namaz diğer namaza kadar olan günahlara kefarettir.” Müslim, Tahâret 16 Şu âyet-i kerîme ise hakîkati daha açık bir biçimde beyân eder “Bütün şartlarına riâyet edilerek hakkiyle kılınan namaz, insanı her türlü hayasızlıktan, dînin ve aklın kabul etmediği şeylerden alıkoyar.” Ankebût 29/45 Lakin iyiliklerin kötülükleri silip götürmesi yalnızca namaza mahsus bir durum değildir. Namaz yalnızca misal olarak verilmiştir. Aynı durum diğer iyilikler için de geçerlidir. İnsanın imanla birlikte yaptığı her türlü iyilik onu kötülüklerden uzaklaştırır, yaptığı kötülüklerin affedilmesine, hatta onları iyiliğe dönüşmesine vesile olur. Bu mânada şu âyet-i kerîme ne kadar ümit bahşedicidir “Lakin tevbe edip inanan ve sâlih ameller işleyenler müstesnâ. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir.” Furkan 25/70 Rabbimizin öğütlerine kulağını ve kalbini verenler, sabırla iyilik yapmaya devam edenler bu güzel müjdelerden bol bol istifade edeceklerdir. Çünkü Yüce Allah, iyilik yapanların emeklerini boşa çıkarmayacak, mükâfâtlarını asla zayi etmeyecek, bilakis onlara lutuf ve kerem hazinelerinden kat kat ihsanda bulunacaktır. Mü’minler fakat böyle bir İslâmî anlayış ve kulluk şuuru ile hem kendilerini haksızlıklardan uzak tutabilir, hem de dünya çapında yapılan eziyet ve haksızlıkların önüne geçebilirler. Nitekim insanlık tarihine bir göz atıldığında, zulme karşı seslerini yükseltmedikleri için zâlimlerle birlikte helak olan nice toplumların bulunduğu görülecektir Hûd Suresi tefsiri için tıklayınız… Kaynak Ömer Çelik Tefsiri Hûd Suresi 115. ayetinin meal karşı karşıya geldirması ve diğer ayetler için tıklayınız…

hud suresi 115 ayet tefsiri